Translate

8 Şubat 2009 Pazar

TAŞLARIN ETKİLERİ


Değerli taşlarla tedavi ve taşların insanlar üzerindeki etkileri, Türk kültüründe pek bilinmeyen ancak; diğer medeniyetlerde yaygın bir şekilde kabul edilmiş, ve zamanımızda araştırmalara konu olmuş bir kültürdür. 
Mevlana'nın Mesnevi'sinde, tasavvuf ile ilgili bazı eserlerde ve daha pek çok eserde taşların etkilerinden bahsedilmiş; hatta sadece taşların faydalı etkileri üzerine yazılmış olan bir risale bile mevcut. 
Değerli taşlar, renkleri ve gözalıcı parlaklıkları nedeniyle ilk çağlardan beri insanların ilgisini çekmiştir. O zamanlarda bile insanlar için her değerli taşın özel bir anlamı vardı.
Örneğin; 
Kızılderililer, üzerinde turkuaz taşıyan kişilerin kemiklerinin kırılmayacağına inanırlar ve savaşta bu taşı kalkanlarının üzerine işlerlerdi. Turkuazın, Aztek kültüründe de önemli bir yeri olduğu bilinmekte: Aztekler bu taşı kötü etkilerden korunma amaçlı olarak kullanırlardı. Yine kızılderili kültüründe, yosun akik taşının susuzluğu giderdiğine inanılır ve bu amaçla kullanılırdı.
Eski Yunanlar'da, ametist taşının insanları sarhoş olmaktan koruduğuna inanılır ve kadehler ametistten yapılırdı.
Negatif elektrik yükünü ayaklardan toprağa geçirdiğine inandıkları için hala daha Hindistan'da kadınlar ayak parmaklarına obsidyen yüzük takmaktadırlar.
Çok daha eskilere bakarsak, efsane şehir Atlantis'te enerji elde etmek kuvars kristallerinden faydalanıldığının söylendiğini de görürüz.
Geçmişte elmastan daha çok aranan ve istenen, özellikle Araplar'ın favorisi olan zebercet taşı, karanlık yerlerden geçerken duyulan korkuyu yenmek için takılırdı.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin Marifetname'sinden bir alıntı:
"...Ona yakın olanı ise zümrüt cevheridir. Ona bakanın gözü nur, gönlü, sürur bulur. Saçtığı şuadan yılan kör olup, onu taşıyandan kaçar. Zümrütün fayda ve hususiyetleri pek çoktur. Lakin biz burada kısa kestik."
Değerli taşların etkileri hakkındaki eski bilgilere baktığımızda, bunun sadece batıl inançlar olduğu düşünülebilir ki, bir kısmı -mesela kemiklerin kırılmaması ile ilgili olan efsane- belki de öyledir.
Ancak; düşününce kolayca farkedileceği gibi, bu tür inançların pek çoğu insanların deneyimlerine dayanmaktadır: Eğer ametist kadehten içki içip de körkütük sarhoş olan biri olsaydı, ametist ile ilgili böyle bir hikaye de olmazdı. Ya da, kızılderililer gerçekten susuzluklarını gideriyor olmasaydı, "bu susuzluğu gideriyor" diyerek yosun akik kullanmazlardı. Sonuçta, insanlar etkisini görmedikleri halde "bu böyleymiş" diyerek bir inanca katılmaz ve onu uygulamazlar. 
Böylece değerli taşların etkilerinin ilk olarak, "insanların deneyimleriyle" farkedildiğini görüyoruz.
Deneyimler sonuçlarının kesinliği itibariyle değerli bilgilerdir (Bilimsel açıklama bekliyor olabilirsiniz ancak deneyimler bilimin henüz ispat edemediklerini de gösterdiği için bilimin şu an için sunduklarından daha üstün bir bilgi sayılabilir. Bilim ispatlayamasaydı yerçeki olmayacak mıydı?) ama, gelin olaya bir de bilimsel yönden bakalım:
Taşın insana nasıl etkisi olacak diyebilirsiniz. Ne yenir ne içilir, bir taş nasıl fayda verebilir? Oysa ki düşündüğümüzde, yemediğimiz içmediğimiz pek çok maddenin, olumlu ya da olumsuz, bizi oldukça ciddi olarak etkilediğini farkederiz. Televizyonunuz, monitörünüz, cep telefonunuz, yakınınızdaki bir baz istasyonu... Düşündünüz mü hiç; bunların hiçbiri bedeninizle temas halinde olmadığı halde sizi nasıl etkileyebiliyorlar? Sadece genel olarak çoğunluk tarafından bilindiği için bunları örnek verdik. Manyetik alanlarından etkileniyoruz diye düşünmeniz doğrudur. Canlı ya da cansız, herşeyin, ve elbetteki taşların da bir enerji alanı vardır ve enerji alanları kesişen herşey birbirini etkiler.
Fiziksel formlarımız aslında, eskiden zannedildiği gibi maddeden değil, enerjiden oluşmaktadır. Madde olarak bildiğimiz tüm üç boyutlu formlar, belirli hızlarda titreşmekte olan enerjilerdir ve her madde bir diğerini enerjisiyle yani kendi varlığıyla etkiler. Aynen bir taşı suya attığımızda yayılan küçük dalgaların diğer dalgalarla rezonansa girmesi gibi, taşların taşıdığı enerjiyle insanların taşıdıkları enerji de kesişmekte ve bu şekilde enerjiler birleşerek, bahsedilen etkiler ortaya çıkmaktadır. Bunu daha net anlayabilmek için öncelikle artık açıkça çağdışı kalmış bir fikir olan materyalist görüşten kurtularak, maddenin gerçekte ne olduğunu anlamamız lazım:
Genellikle insanlar; maddenin, kendisine dokunulabilen, dayanıklı ve katı bir şey olduğunu düşünürler. Eski Yunan'da madde bu biçimde tanımlanıyordu. Bugün ise bunun tam olarak doğru bir tanımlama olmadığını biliyoruz. Maddenin bölünebilen parçacıklardan oluştuğunu öğrendik. Daha sonra en küçük parçacık olduğunu düşündüğümüz bir parçacığa ulaştık ve buna atom (bölünmez anlamında) adını verdik ve çok geçmeden onun da bölünemez bir parçacık olmadığını gördük. Daha sonraları ise maddenin elektriğe ilişkin özellikleri bulundu ve elektronlar keşfedildi. Elektronda, kabul ettiğimiz anlamda maddi diyebileceğimiz hiçbir şey yoktu; çünkü elektron, hareket halindeki elektrik yükünden başka bir şey değildi. Ve şu sonuca ulaşıldı; peki, negatif yükte madde diyebileceğimiz birşey yoksa, pozitif çekirdekte neden olsun? Öyleyse yalnızca enerji vardır ve biz farklı hızlarla titreşmekte olan bu enerjiyi madde olarak algılarız!.. 
Acaba bu etkilerin, inanmakla bir ilgisi var mı?
Size kuvars kristalinin verdiği enerjiden bahsedilse ve size de bu etkiyi yaşasanız, yine de bunun "inandığınız için" olduğunu düşünürsünüz, değil mi? Peki ya bitkilerde böyle birşey sözkonusu olabilir mi? Bitkiler "öyle olduklarına inandıkları için" kristalin etkisini hissedebilirler mi? Kristal Mucizesi (Crystal Healing) adlı kitabın yazarı Edmund Harold'un, bahsedilen kitabında anlattığı deneyine bir bakalım:
"Bir kadın, daha sonra bahçesine dikebilmek için, birkaç limon otuna kök saldırmaya çalışıyordu. Onu su dolu bir kaba yerleştirerek, kabı güneşli bir pencere çıkıntısına koydu; ancak ot çok az bir gelişme göstermişti. Kadına, kaptan beş-on cm. uzaklığa yerleştirilecek bir kuvars kristalinin gelişimi uyarabileceğini söyledim. Dediğimi yaptı, kristali pencereden iyice uzağa yerleştirdi. Bitki o sırada ışığa doğru eğilmiş, güneşin yaşam verici ışınlarını massetmeye çalışıyordu. Birkaç gün içinde bitki gelişme modelini tersine çevirerek, güneşe sırt çevirip kuvars kristaline, onun uyarımına yöneldi. Daha da önemlisi, kadının büyük bir hoşnutlukla tanık olduğu gibi, büyümeye başladı."
Genel bir soru: İnandığımız için mi oluyor?
Öncelikle; şüphe duyarak deniyor iseniz, -ki hemen hemen ilk deneyen herkeste bu şüphe vardır- zaten inanmamışsınız demektir. Bu durumda, diyelim ki akik taşının çarpıntıları giderdiğinden bahsettik ve bu şekilde bir faydasını da gördünüz, böyle birşeyi inandığınız için olduğunu düşünmeniz yanlıştır. Şüphenin olduğu yerde inancın olması sözkonusu olamaz. Zaten inanmamış olduğunuzu farketmelisiniz.
Şunu deneyin: Ne çeşit etkileri olduğunu bilmediğiniz bir taşı bir süre kullanın. Kendinizde fiziksel ya da manevi herhangi bir değişiklik hissettiğinizde, o taşın ne çeşit etkileri olduğunu okuyun. Şaşıracaksınız.
İster inandığımız için oluyor diye düşünün, ister enerji alanları birbirini etkiliyor diye düşünün; belki de bu konuda asıl önemli olan; eğer istediğiniz sonucu alıyorsanız, nasıl olduğun bir önemi yoktur. Yediklerimizden faydalanabilmek için sindirimin nasıl yapıldığını, yiyeceklerin nasıl enerjiye dönüşüp bize güç verdiğini bilmemiz bir gereklilik değildir.
Örnekleri ve açıklamaları çoğaltmak mümkün. Tüm bu yazılanlar, sadece taşların büyülü dünyasından ve onların faydalarından haberi olmayanlar için. Değerli taşları tanıyan pek çok kişi onları kullanarak bizzat bu faydaları kendileri yaşıyor ve değerli taşların etkilerini biliyor. Denediğinizde bunu siz de apaçık görecek ve yepyeni bir dünyaya adım atacaksınız. Değerli taşlara verilen bu "değerli" ünvanının, sadece maddi anlamda olmadığını farkedeceksiniz ve değerli taşlar hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olacak.


Hiç yorum yok: